|
pitircikk
|
|
|
|
|
|
Yaş
|
: |
20
|
|
Cinsiyet
|
: |
Bayan
|
|
Yer
|
: |
Sivas
|
|
Eğitim
|
: |
Lisans
|
|
Çalıştığım Sektör
|
: |
Öğrenci
|
| Web Sayfam |
: |
|
|
Sevdiğim Müzik Türleri
|
:
|
türk sanat müziği, slow, rock, arabesk, fantazi, kısaca her tür müziği dinlerim(türküler hariççç)
|
|
Tuttuğum Takımlar
|
:
|
galatasaray( ama sorsanız bir tek futbolcusunu bile bilmem ;))
|
| Yaptığım Sporlar |
: |
|
|
Hobilerim
|
: |
resim yapmak, arkadaşlarımla vakit geçirmek, kitap okumak veee uyumak:)
|
|
Sigara
|
:
|
İçmem
|
|
Yaşarım
|
:
|
Ailemle
|
|
 |
Yazılarım |
|
|
|
İMAM-I AZAM SORULARA NASIL CEVAP VERDİ?
10.05.2008 Felsefe
|
|
|
Üç kişi İmam-ı Azam Hazretmerine birer soru sordular. Büyük imam hepsien birden güzel cevaplar verdi:
1- Bize Allah’ı gösterebilir misin?
2- Cehennem ateş olduğuna göre, ateşten yaratılan cinler ve şeytanlar orada nasıl azap göreceklerder?
3- Hem kaza ve kadere inanmamızı istiyorsun hem de insanın iradesinden bahsediyorsun. Halbuki insan her şeyi mecburen yapar, kendi iradesi yoktur.
Bu soruları alan büyük imam, eline aldığı bir avuç toprağı soranların yüzlerine attı. Üçü de bu davranışa tepki gösterdiler. İmam-ı Azam bunun üzerine şöyle dedi: “Allah’ı göremediği için inkar etmeye çalışan adam! Toprağın yüzünde meydaha getirdiği acıyı görebildin mi? Daha yüzündeki acıyı göremezken Allah’ı göremediğin için nasıl inkar edersin? Ya sen ikinci sorunun sahibi! Bildiğin gibi insan topraktan yaratılmıştır ama bir avuç toprak yüzünü acıtmaya yetti; demek ki cehennemin ateşi de ateşten yaratılan varlıkları yakabilir. İnsanın iradesini inkar eden adam! Madem benim iradem yok ne diye yüzüne attığım toprak için benden şikayetçi oluyorsun?”
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
NAMAZ KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAR
10.05.2008 İlişkiler
|
|
|
NAMAZ KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAR
“muhakkak ki namaz, hayasızlıktan, ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut, 29/45)
Bir insan namazını kamil manada eda ederse, onun hayatındaki nurlu zaman dilimleri alabildiğine genişler; zulmetli ve karanlıklı anları da daralır. İç dünyasında şeytanlığa, nefsaniliğe açık menfezler küçülür; melekliğe, ruhaniliğe açılan kapılar da ardına kadar açılır. Ancak bütün bunlar namazın ehemmiyetinin idrak edilip şuurluca eda edilmesine bağlıdır. Evet, kalbin hoplaması, duyguların şahlanması ancak içten içe bir ürpertinin duyulmasına bağlıdır.
Sadece emredildiği ve Allah’ın hoşnutluğu için eda edilen, ihlas yörüngeli ve rıza hedefli kılınan bir namaz, devamı gözetildiği takdirde bugün olmasa da yarın mutlaka insanı köülüğün her çeşidinden alıkoyar. Onu fuhşirat ve münkirattan alıkoyan bir ibadet, öncelikle şirk ve şirke götüren şeylerden, dalalet ve dalalete sürükleyen saiklerden uzaklaştırır. Zira namaz, baştan sona kavli, fiili ve hali zikrullah ile örülmüş bir ibadettir.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TESADÜF VE KELEBEK
10.05.2008 Bilim
|
|
|
TESADÜF VE KELEBEK
Her eser güzellik ve sanatının lisanıyla sanatkarını ilan eder. Kelebeğin resmini çok başarılı bir şekilde tuvale aktaran ressamı takdir edip aslındaki sanatı görememek ve serseri “tesadüften” medet ummak insafa sığar mı?
Bir uçak düşünelim ki yakıtını kendi temin ediyor, her sene kendinebenzer binlerci uçak üretiyor, pilotsuz uçuyor, konup kalkmak için ne özel bir hava alanı ne de herhangi bir kuleden izin istiyor; üstelik avucumuza sığacak kadar küçük. Böyle bir uçağın mühendisi herhalde dünyanın en başarılı bilim adamı olarak tarihe geçer.
Baharın gelmesiyle etrafımızda onlarcası arz-ı endam eden kelebeklerin yukarıda tarifini verdiğimiz uçaktan her yönüyle daha mükemmel ve kusursuz olduklarını biliyoruz. Üstelik kelebeğimiz canlı!
Her biri en mükemmel radar ve pusula sistemleriyle donatılmış olan kelebekler ve sayısını bilmediğimiz böcekler, kuşlar vs. bize büyük bir yaratıcının varlığını haykırmıyor mu?
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İNSAN OLMAK
05.05.2008 Felsefe
|
|
|
İNSAN OLMAK
Eğer herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman sen soğukkanlılığını koruyabilirsen,
Eğer herkes senden kuşkulandığında sen kendine güvenip tüm şüpheleri hoşgörüyle karşılayabilirsen,
Eğer sabırla bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan ya da iftiraya uğradığında yalana yalanla karşılık vermezsen ve kin tutana kin duymazsan,
Eğer düşlere kapılmadan düş kurabilir; düşünebildiğin halde düşüncelerin kölesi olmazsan ve aynı zamanda ne çok uysal olup ne de çok akıllı bir tavırla konuşmazsan,
Eğer ne kazandım diye sevinir ne kaybettik diye yerinir, ikisini de karşılayıp yzleşebilirsen; uğruna ömür verdiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve yılmadan onları yine kurmaya çalışırsan,
Eğer iş işten geçtikten sonra da yüreğini ve bedenini bütün direncinle seferber edip herkesin vazgeçtiği noktada sen amacına yönelebilirsen,
Eğer herkesle birlikte olur da erdemli kalabilirsen ya da krallarla dolaştığın halde gururlanıp özbenliğini ve dostlarını unutmazsan,
Eğer ne sevgili dostların ne de düşmanların seni hiç incitmezse ve kimseyi küçümsemez hem de kimseye bağımlı olmamayı başarabilirsen,
Eğer her günün her saatini ve her dakikasının her saniyesini iç rahatlığıyla yaşayabilirsen bütün dünya senin olur..
Ve işte o zaman artık “İNSAN” olabildiğini düşünebilirsin.
RUDYARD KIPLING
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Son söz”
02.05.2008 İlişkiler
|
|
|
“Son söz”
Adam kadın onu severken güzeldi…çünkü adam görüyordu adamın gözlerindeki çam ormanlarını. Saçlarındaki afacan güneş sarısını… kadın büyütüyordu adamın kıvrılıp giden yeşil bir patika gibi gülüşünü… adam, kadın onu severken güzeldi… kadın, adamın omzuna rütbeler, göğsüne madalyalar takıyordu. Olamaz bir kahraman çıkarıyordu erkeğinden. Karşısına geçip bakıyordu.
Ve adam sanki sevildikçe daha güzelleşiyordu. Kadının gözüyle baktılar diğerleri de adama. Daha önce hiç görmedikleri bir orman var diye düşündüler adamın içinde. Düşündürdü kadın… çünkü gözlerini ödünç verdi onlara.kadının gözüyle bakıp adama, kadını kıskandılar hatta… hiçbiri bilemedi… erkeğe ne kadar büyük haksızlık ettiklerini bilemediler.
Cılız omuzlarının, zayıf göğsünün gürül gürül akan bir hayatı, alışık olmadığı bir dürüstlüğü kaldıramayacağını bilemediler.
Ama Tanrı biliyordu. Evet, bu yüzden sert rüzgarlar saldı üzerlerine… Kim yürekli, kim korkak; kim tenha, kim kalabalık; kim sağlam, kim çürük; kim güçlü, kim zayıf; kim siyah, kim beyaz; kim net, kim şüpheli; kim olgun, kim ham fırtınalardan sonra hepimiz görelim diye… gördük… oysa bilmeliydi kadın. Çünkü ihanetlerle örülü bir örümcek ağıyla kaplıydı erkeğin geçmişinin kapısı…
Ama yeni bir başlangıç sanıyordu kendini kadın. Ama inanıyordu… Kendisini, kadındaki erkeği, ikisinden oluşanı, sıfır noktası sayıyordu… artık daha iyi biliyor kadın; adam, kadın onu severken güzeldi… Şimdi aynadaki kendi suretinde görüyor bunu… Erkeğin Dönüş’ünde görüyor. Korkunç bükülüşünde, buruk çöküşünde görüyor bunu…
Kendi yazdığı kahramanın beyhudeliğine ağlıyordu belki de önceleri. Üzüntülerden üzüntü seçemiyor, bazen hangisine üzüleceğini bilemiyordu. Aynada büyük gözlerine bakıp “gözlerimiz neden bi kadar büyük” diye soruyordu bir kürt kadın; “çok ağlayalım, acılarımız çabuk geçsin diye mi?” diye boynunu büküyordu…
Artık ağlamaz kadın… İnsan sevdiğini öldürür evet! Kadın da öldürdü nihayet… sevmeye sebep, sevmeye kudret elleriyle yaptı bunu… Yaz geldi artık… Son söz vaktidir şimdi: “Mutluluk yürekli olana yakışır!...”
İclal Aydın´dan...
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ömer hayyam´dan...
19.04.2008 İlişkiler
|
|
|
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
bir gelmemiş an için de feryad etme
geçmiş, gelecek masal bunlar hep
eğlenmene bak ömrünü berbat etme
niceleri geldi, neler istediler
sonunda dünyayı bırakıp gittiler
sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
o gidenler de hep senin gibiydiler.
dünyada ne var kendine dert eyleyecek
bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
zümrüt çayır üstünde sefa sür iki gün...
zira senin üstünde de otlar bitecek.
ÖMER HAYYAM
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ve, ulusal bilinç uyanıyor...
18.04.2008 Ekonomi-Finans
|
|
|
yozdil@hurriyet.com.tr
Pirinç
Ve, ulusal bilinç uyanıyor...
"Pirinç almayın!"
Yeni kampanyamız bu.
*
Peki ne alalım?
*
Buğdayı ABD’den getiriyoruz.
Mercimeği Kanada’dan...
Mısırı Arjantin’den getiriyoruz.
Susamı Sudan’dan...
Arpayı Ukrayna’dan.
Baklayı İtalya’dan.
Sarmısağı Çin’den.
Anadolu’da gezerken çekirdeğini yanlışlıkla elinden düşür, ayçiçeği fışkırır...
Rusya’dan getiriyoruz.
Pamuk Yunanistan’dan.
Elma Şili’den.
Portakal Brezilya’dan.
Muz Panama’dan.
Vişne Almanya’dan.
Ceviz Çin’den.
Hesapta milli yemeğimiz...
Fasulye İran’dan.
Barbunya ABD’den.
Soya Arjantin’den.
Pirinç Avustralya’dan.
Nohut Meksika’dan.
En cüzel çay?
İngiltere’den.
İneklere yem olarak döktüğümüz kepeği bile utanmadan ABD’den getiriyoruz...
İnekler Hollanda’dan.
*
Kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydi memleketim... Memleketimi IMF’ye satan arkadaşlar sayesinde, bugün, Mali, Kamerun, Peru, Suriye, Ekvador, Mısır, Hindistan, Burkina Faso’nun da aralarında bulunduğu 103 ülkeden ithalat yapıyor, karnını doyurabilmek için.
*
ÖSS’ye giren çocuklarımızın, Allah zihin açıklığı versin diye yuttuğu 3 adet okunmuş pirinç tanesi bile, ithal... Sen hangi ulusal bilinçten bahsediyorsun?
*
Dolayısıyla, önerim şu...
Mazot 20 YTL olsun.
Çobanları bakan yapın.
Doğurun.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
KEŞKE demek istemiyorsanız...
14.04.2008 İlişkiler
|
|
|
Eğer;
ilerde bir gün arkanı dönüp KEŞKE demek istemiyorsan.
3 Şeyi doğru seç..
Eşini doğru seç.
Doğru eş her zaman uzun zaman flört ettiğin kişi değildir.
Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu,
Yaşam tarzlarının benzediği,
Espri anlayışının yakın olduğu,
Zor zamanların da hep yanında olacağını bildiğin,
Dertlerini, sevinçlerini paylaşabileceğin,
Fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin,
Senin fikirlerine saygı duyan, Konuşmaktan sıkılmayacağın,
Hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkartıp eğlendirebilen,
Gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın,
Aynı zamanda iyi bir arkadaş,
Fiziksel görünüşün dışında da seni sen olduğun için sevebilecek ve bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisin!!!
Dünya da böyle biri var mı? diye sorabilirsiniz şimdi.
Emin ol var!!
Tabii ki sayıları fazla değil..
Hatta hayatta insanın karşısına ya 1 ya da 2 kere çıkar, belki de hiç çıkmaz... Önemli olan onu fark edebilmek.
Eğer bu satırları okunduğunda aklından bu özellikleri barındıran bir isim geçirmişsen çok şanlısın.
Ne olursa olsun onunla birlikte olmak için elinden geleni yap.
Çünkü bir daha onun gibisini bulma şansın çok az emin ol.
Bütün aptal aşıklar gibi ilk hareketi ondan beklersen çok geç kalırsın..
Eğer bu satırlar sana böyle birini çağrıştırmıyorsa..
Onu fark edebilmek için sadece etrafına bakman yeterli olacaktır.
Çünkü o da sana bakıyor olacak!!!
İşini doğru seç...
Doğru iş rahat iş değildir.
Çok kazandıran iş de değildir.
Kariyer de değildir.
Klimalı büro ortamı da değildir..
Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir.
Sabahleyin kalktığında gitmekte üşenmediğin, bıkmadığın yerdir. Tabii yanında rahatlık,para,kariyer varsa ne ala...
Arkadaşlarını doğru seç.
Çok sayıda arkadaşın olması "iyi arkadaşın" olduğunun ispatı değildir.
Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir.
Mutluluklarının yanında,
Acılarını da paylaşabileceğin,
Fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin,
Her zaman yanında olmasını isteyeceğin,
Senin madden değil manen zengin eden,
Bir tek arkadaş sana çok şeyler katacaktır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ayrılırken...
14.04.2008 İlişkiler
|
|
|
AYRILIRKEN
Dinle sevdiğim bu ayrılık saatidir
Dünya var olalı beri çirkin ve soğuk
Ergeç içeceğimiz bir ilaç gibi
Tadı dudaklarımızda acımsı, buruk
Bu saatte gözyaşları, yeminler
Boş bir tesellidir inandığımız
Perde kapanıyor, filim bitiyor işte
O hiç bitmeyecek sandığımız
Görüyorsun konuşacak bir şeyimiz kalmadı
Sadece bakışlarımızda hüzün
İşte ayrılık bu; hiç beklemediğimiz
O ikiz kardeşi ölümün
Anlıyorum bir daha görüşemeyeceğiz
Bu son buluşmamızdır seninle
Yeni bir hayata başlıyacaksın artık
Onunla, o yeni sevgilinle.
Anlıyorum artık o öpecek ellerini
Kulağına aşkı o fısıldayacak
İçinde bir pişmanlıktan başka
Benden eser kalmayacak.
Sigaranı söndür, kalkabiliriz
On adım sonra yollarımız ayrılmalı
Sakın ağlama ve bir şey söyleme bana
İnsan ayrılırken bile büyük olmalı
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
40. ODA
04.04.2008 İlişkiler
|
|
| |
|
| |
|
40. Oda
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...???
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...???
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrıyı mı kırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...???
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya
açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
AHMET ALTAN
|
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
günler 25 saat olacak
30.03.2008 Bilim
|
|
|
Bilim adamlarına göre dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşlıyor. Yapılan hesaba göre günler 1 saat uzayacak
Günler gittikçe uzuyor. Bilim adamları yer katmanlarını, astrolojik kayıtları, güneş ve ay tutulmalarıyla ilgili eski kayıtları inceleyerek hesap yaptı. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşladı. Bu yavaşlamanın Milattan Önce 700 yılında belirgin biçimde başladığı tespit edildi. Bunun başlıca sorumlusu Ay’ın çekim gücü gösteriliyor.
Zaman içinde bu çekim gücünün arttığını savunan bilim adamları, örneğin yeryüzünde dinozorların yaşadığı dönemde, yani yaklaşık 100 milyon yıl önce, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünün daha hızlı olduğunu ve günlerin 23 saat olduğunu kanıtladılar. Dahası, yeryüzünde sadece tek hücreli canlıların bulunduğu dönemde (yaklaşık 530 milyon yıl önce) ise bir günün yaklaşık 21 saat olduğu belirtildi. Bir yılın süresinin yani Dünya’nın güneşin etrafındaki turunu, aynı hızla tamamladığı anlaşıldı. Ancak günler yaklaşık 21 saatlik olduğundan, bir yıl 420 gündü.
Bilim adamları, Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşünün yavaşlamasıyla günlerin artık 24 saati aştığını ve bunun yakın gelecekte 25 saate çıkacağını açıkladılar.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
MUTLULUK
29.03.2008 İlişkiler
|
|
|
MUTLULUK
Asla mutlu olmamaları beklenen şartlarda yaşayanlar, genellikle hallerinden memnunken, mutlu olmak için en fazla sebebi olan insanlar hayatta en mutsuz olanlardır. (...) Bir hikaye duymuştum, gerçekten yaşanmış mı bilmiyorum ama, verdiği mesaj oldukça ilginç. Hikaye, Hindistan´ın ücra köşelerinden birinde yaşayan bir kabileyi araştırmaya giden Fransız antropologla ilgili. Antropolog, bir kaç yıl bu kabile mensuplarıyla birlikye yaşamaya başlıyor ve onların duygularını anlamak ve hayatlarını paylaşmak için bir süre zarfında kendini dış dünyadan soyutlamaya karar veriyor.
Antropologun dikkatini çeken ilk şey, bu insanların zort şartlarda yaşamalarına ve karınlarını doyuracak kadar yiyecekten başka bir şeye sahip olmamalarına rağmen, son derece neşeli olmaları oluyor. Yaşam ortalamaları oldukça düşük olan bu insanlar için, genellikle ölümle sonuçlanan salgın hastalıklar ve metanetle karşıladıkları doğum sonrası bebek ölümleri sıkça görülen şeyler. Fakat hemen herkesin yüzü gülüyor, hemen herkes neşeli. Hatta bu neşe antropologa bile sirayet ediyor. Bu insanlar televizyonları olmadığı için, çoğu insanlardan "daha kötü şartlarda" yaşadıklarını bilmiyorlar, dünyadaki herkesin kendilerine benzer bir hayat sürdüklerini sanıyorlar. Onun için de çoğunlukla mutlular, nadiren kavga ediyorlar.
Antropolog iki yıl sonra Paris´e dönüyor. Uçakta not tutarken bir ara başını kaldırıp etrafına baktığında dehşete kapılıyor. Yolcuların yüz ifadesinden, kendisi yokken ülkede korkunç bir felaketin meydana gelmiş olduğunu düşünüyor. Zira kimsenin yüzü gülmüyor, kimse kimseyle konuşmuyor,; sanki birbirlerinin yüzlerindeki acıyı görmek istemez gibi yolcular birbirlerinden gözlerini kaçırıyor. Antropolog da ne olduğunu öğrenmekten korktuğu için kimseye birşey sormuyor. Halbuki ortada felaket falan yok, sadece Fransız antropolog kendi insanının yaşayış tarzını unutmuş
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
turkuaz içmeyin!
29.03.2008 Sağlık
|
|
|
Bu yazı Y.Doç.Dr. Cemalettin CAMCI tarafından hazırlanmıştır
Dün gece eve dönerken su almak üzere markete uğradım, görevliye şöyle sordum:1,5 lt. su var mı? Ama Turkuaz dışında lütfen
Turkuaz çıktığından beri bu şekilde su alıyordum artik.
Para verip kötü su içmeye hiç niyetim yok! Marketteki adamın dediklerini aynen aktarıyorum:
- Abi, ben o sudan satmıyorum. İnan ki gelen müşterilerden onda dokuzu senin söylediğin şeyi söylüyor.
Peki, neden halen satıyorlar?´ diye sordum.
- Abi, Turkuaz suyu, marketlere bedava veriliyor, satarsan kara geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok.
Ayrıca CocaCola satanın Turkuaz da satma zorunluluğu var, hatta Başka su sattırmamaya çalışıyorlar.
Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar...
Lütfen okuyun, okutun!
Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.
Türkiye´de bazı şişeli içme suları doğal kaynak suyu değil.
Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor, artı bu tesislerin yatırım maliyeti çok yüksek.
Dolayısıyla CocaCola ne yaptı, kaynak suyu araştırmalarının maliyetlerini çok yüksek bulduğu için Bursa/Kestel ovasındaki CocaCola fabrikasında derin kuyu pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da termostan geçirip filtre ederek hem CocaCola meşrubatını hem de Türkuaz´ı şişelemeye başladı.
Türkuaz´ın etiketinin üst ve altındaki Kahverengi şeritlere dikkat edin:
´Sofra İçeceği´ yazar. Devlet, CocaCola´nin uyanıklığını kanuna uydurmak ve uyanıklığa yapılacak itirazları bertaraf etmek için böyle bir kural çıkardı!
Binlerce dönümlük tarım arazisinin bulunduğu ve CocaCola hariç hiçbir İsletmeye ´derin kuyu pompası´ çakma izni verilmeyen Kestel ovasında, yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra içine bazı mineraller katıldıktan sonra Türkiye´nin en ücra kasabalarına bile satılıyor ve lıkır lıkır içiliyor.
Bazı yazlık kasaba ve köylerde neredeyse Turkuaz harici içme suyu bulamazsınız çünkü dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskı bile olduğu yolunda duyumlar aldım.
Turkuaz içmeye Devam edecekseniz, unutmayın, yapay bir su içiyorsunuz.
Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim.
Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar.
İçmeyin arkadaşlar!
Gönderenin Notu:
Kola´nın Ülkesi´nin 1960 lı yıllarda,
Özellikle ilkokul Öğrencilerine Ücretsiz süt tozu, balık yağı ve peynir yardımı yaptığını, bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakalarının görüldüğünü ve de sonraları Çocuk felci aşısının ´rutin aşılar´ arasına sokulduğunu, bu aşıların bizlere büyük paralarla satıldığını HATIRLAYIN VE UNUTMAYIN..
Küba gibi bir ülkenin ´İnsan sağlığıyla ticaret olmaz´ diyerek,
(ABD de bile patent aldığı) kanser aşısını, yoksul ülkelere ilacı,
isteyen Ülkelere de patentini Ücretsiz verdiği, buna karşın tüm AB / ABD / İSRAİL´in yapay hastalıklarla hazinemizi ve sağlığımızı emdiklerini BİLİN VE UNUTMAYIN..
Ücretsiz´ adını bile söylemeyen bu malum firmalar,
´Ücretsiz su veriyorlarsa´ bunun nedenini DÜŞÜNÜN VE BULUN!!
Yazan
Y.Doç. Dr. Cemalettin CAMCI
Fırat Üniversitesi Genel Cerrahi Elazığ-Türkiye
|
|
|
| Devamı |
| | |