 |
Yazılarım |
|
|
|
RESUL-Ü EKREM (ASM) DEMİŞ....
29.05.2008 Felsefe
|
|
|
FESAD-I ÜMMETİM ZAMANINDA KİM BENİM SÜNNETİME TEMESSÜK ETSE,YÜZ ŞEHİDİN ECRİNİ,SEVABINI KAZANABİLİR...
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AHİRETTE SENİ KURTARACAK...
29.05.2008 Felsefe
|
|
|
AHİRETTE SENİ KURTARACAK ESERİN OLMADIĞI TAKDİRDE,FANİ DÜNYADA BIRAKTIĞIN ESERLERE DE KIYMET VERME....
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AHİRETTE SENİ KURTARACAK...
29.05.2008 Felsefe
|
|
|
AHİRETTE SENİ KURTARACAK ESERİN OLMADIĞI TAKDİRDE,FANİ DÜNYADA BIRAKTIĞIN ESERLERE DE KIYMET VERME....
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ZEVAL-İ LEZZET...
29.05.2008 Felsefe
|
|
|
ZEVAL-İ LEZZET ELEM OLDUĞU GİBİ,ZEVAL-İ ELEM DAHİ LEZZETTİR...
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ey insan nedendir ki şu ticarete girmiyorsun...
07.05.2008 Felsefe
|
|
|
Ey insan! Nedendir ki şu azîm ticarete girmiyorsun? Rabb-ı Kerim, senin yanında emaneten koyduğu mülkünü senden satın almak istiyor. Tâ ki zayi’ olmaktan muhafaza etsin. Hem bin derece kıymeti yükselsin. Hem bedeline büyük bir fiat veriyor. Hem istifaden için senin elinde bırakıyor. Hem külfet-i idaresini kendisi deruhde ediyor. İşte sana beş mertebe kâr içinde kâr! Halbuki ey gafil! Ona satmadığından, emanette hıyanet ettin. Hem bütün bütün kıymetten düşürttün. Hem bilâfaide senin elinde zayi’ olacak. Hem o yüksek fiat elinden gidecek. Hem senin zimmetinde, günahı ile tekâlif-i idaresi ve âlâmı ile zahmet-i muhafazası kalacak. İşte beş müdhiş derecede hasaret içinde hasaret.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var....
07.05.2008 Felsefe
|
|
|
Evet bir vâlide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlas ile vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki; hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile; hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymetdar seciye inkişaf etmez veyahut sû’-i istimal edilir.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
nasıl ki bir avuç toprak....
07.05.2008 Felsefe
|
|
|
Evet nasılki bir avuç toprak, yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında eğer tabiata, esbaba havale edilse lâzımgelir ki; ya o kabda küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevî makineler, fabrikalar bulunsun veyahut o parçacık topraktaki herbir zerre, bütün o ayrı ayrı çiçekleri, muhtelif hasiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla yapmalarını bilsin; âdeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Aynen öyle de: Emr ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgârın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan هُوَ lafzındaki havada; küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcud telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralları, âhize ve nâkileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin veyahut o هُوَ deki havanın belki unsur-u havanın herbir parçasının herbir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevî şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin, neşretsin.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
NAMAZIN MANASI...
08.04.2008 Felsefe
|
|
|
NAMAZın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yâni, celâline karşı kavlen ve fiilen "Sübhânallah" deyip takdis etmek. Hem kemaline karşı, lâfzan ve amelen "Allahü Ekber" deyip tâzim etmek. Hem cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen "Elhamdülillâh" deyip şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, NAMAZın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, NAMAZın harekât ve ezkârında bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, NAMAZdan sonra, NAMAZın mânâsını te´kid ve takviye için şu kelimât-ı mübareke , otuzüç defa tekrar edilir. NAMAZın mânâsı, şu mücmel hülâsalarla te´kid
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HAZRETİ AZRAİL ALEYHİSSELAM,CENAB-I HAKKA DEMİŞ
08.04.2008 Felsefe
|
|
|
Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk´a demiş ki:
-Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibadın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.
Cenab-ı Hak lisan-ı hikmetle ona demiş ki:
-Senin ile ibadımın ortasında musîbetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HZ MUHAMMET (A.S.M)
08.04.2008 Felsefe
|
|
|
- Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, resuldür.
2- Ekmel-ür Rusüldür.
3- Hâtem-ül Enbiyadır.
4- Risaleti, âmmedir.
5- Şeriatı, sair şeriatların mehasinini cem´ ile onların nâsihidir.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İNSAN İPİ BOĞAZINA SARILIP...
08.04.2008 Felsefe
|
|
|
İNSAN;İPİ BOĞAZINA SARILIP;İSTEDİĞİ YERDE OTLAMAK İÇİN BAŞIBOŞ BIRAKILMAMIŞTIR;BELKİ BÜTÜN AMELLERİNİN SURETLERİ ALINIP YAZILIR,VE BÜTÜN FİİLLERİN NETİCELERİ MUHASEBE İÇİN ZABTEDİLİR..
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
hem madem göz ile görünen bu hadsiz...
08.04.2008 Felsefe
|
|
Hem madem göz ile görünen bu hadsiz in`amlar, ihsanlar, lütuflar, keremler, inayetler, rahmetler; perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahman-ı Rahîm`in bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir. Elbette in`amı istihzadan ve ihsanı aldatmaktan ve inayeti adavetten ve rahmeti azabdan ve lütuf ve keremi ihanetten halâs eden ve ihsanı ihsan eden ve nimeti nimet eden, bir âlem-i bâkide bir hayat-ı bâkiye var ve olacaktır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
su mucizesii...
17.03.2008 Felsefe
|
|
|
Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha Hazret-i Enes´ten nakl-i sahih ile haber veriyorlar ki: Hazret-i Enes diyor:
Zevra nâm mahalde, üçyüz kişi kadar, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. İkindi namazı için
abdest almayı emretti. Su bulunmadı. Yalnız bir parça su emretti, getirdik. Mübarek ellerini içine batırdı. Gördüm
ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor. Sonra bütün maiyetindeki üçyüz adam geldiler, umumu abdest alıp
içtiler. İşte şu misali Hazret-i Enes, üçyüz kişiyi temsil ederek haber veriyor. Mümkün müdür ki, o üçyüz kişi, şu
habere manen iştirak etmesinler; hem iştirak etmedikleri halde, tekzib etmesinler.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
evet halık-ı zülcelalden havf etmek...
17.03.2008 Felsefe
|
|
|
Evet Hâlık-ı Zülcelâl´inden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatına yol bulup iltica etmek demektir. Havf, bir
kamçıdır; Onun rahmetinin kucağına atar. Mâlûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine
celbediyor. O korku, o yavruya gâyet lezzetlidir. Çünki: Şefkat sinesine celbediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin
şefkatleri, rahmet-i İlahiyenin bir lem´asıdır. Demek havfullahta bir azîm lezzet vardır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
evet aç bir arslan...
14.03.2008 Felsefe
|
|
|
Evet aç bir arslan, zaîf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi; hem korkak tavuk, yavrusunu himaye için ite, arslana saldırması; hem incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine hâlis süt vermesi, bilbedâhe nihayetsiz Rahîm, Kerim, Şefîk bir Zâtın hesabıyla hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet nebâtat ve behimiyat gibi şuursuzların gâyet derecede şuurkârane ve hakîmane işler görmesi bizzarure gösterir ki: Gâyet derecede Alîm ve Hakîm birisi vardır ki, onları işlettiriyor. Onlar, onun namıyla işliyorlar
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
felsefe şakirdleri..
14.03.2008 Felsefe
|
|
|
Felsefe şâkirdleri ve millet-i küfriye ve nefs-i Emmârenin en müdhiş dâlâleti, Cenâb-ı Hakk´ı tanımamaktadır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
hiç mümkünmüdür ki...
14.03.2008 Felsefe
|
|
|
Hiç mümkün müdür ki: Bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutilere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzatı bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
iktisat
09.03.2008 Felsefe
|
|
|
Hâlik-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nîmetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise; şükre zıttır, nîmete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisad ise, nîmete karşı ticaretli bir ihtiramdır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
dua ...
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
Allahım,
Seni nasıl tanımaları, Sana nasıl kullukta bulunmaları gerektiğini öğretmek için kullarına muallim, isimlerinin hazînelerini tanıtıcı, kâinat kitâbının âyetlerinin tercümânı, kulluğuyla rubûbiyet güzelliğinin aynası olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eyle. Bize ve erkek, kadın bütün mü´minlere merhamet eyle. Amin. Bunu rahmetinle yap ey, merhamet edenlerin en merhametlisi!
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
evet;iktisat etmeyen...
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
Evet, iktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde Bazen haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazen mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ibadetin manası şudur ki
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
gıybet odur ki...
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. eğer doğru dese, zaten gıybettir. eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SULTAN-I KAİNAT BİRDİR
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
SULTAN-I KAİNAT BİRDİR.HERŞEYİN ANAHTARI ONUN YANINDA,HERŞEYİN DİZGİNİ ONUN ELİNDEDİR..
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
oruç
28.02.2008 Felsefe
|
|
|
oruç çok cihetlerle hakiki vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer..
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
zira helal dairesi geniştir...
24.02.2008 Felsefe
|
|
|
Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i ilâhiyye ise hafiftir, azdır. Allah´a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, târif edilmez. Vazife ise: Yalnız bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli. Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabûl et, emanetini kabz etmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmîn demeli ve ona yalvarmalı...
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisatı
24.02.2008 Felsefe
|
|
|
Geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalalet ve sefahetin elli-altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilse idi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru´ keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
gençlik hiç şüphe yokki gidecek...
24.02.2008 Felsefe
|
|
|
Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat´iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata istikamet dairesinde sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar.
|
|
|
| Devamı |
 |
Yorumlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SU SEMADAN GÖNDERİLİYOR..
21.02.2008 Felsefe
|
|
|
«Size ve hayvanatınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanatınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kabiliyeti olmadığından; su gelmiyor, gönderiliyor demektir. Hem toprak, nebâtatıyla açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kabiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, nimetleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hububatı yetiştirmekten pekçok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm´in perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, nimetlerini onlara takmış, zîhayatlara uzatıyor. İşte şu Beyânâttan Rahîm, Rezzak, Mün´im, Kerim gibi çok Esmânın matla´ları görünüyor.
| | |